
Girişimcilik çoğu zaman dışarıdan bakıldığında parlak fikirler, hızlı büyüme hikâyeleri ve başarı manşetleriyle anılır. Oysa işin görünmeyen tarafında, sabaha karşı sessiz bir ofiste ya da herkes uyurken açık kalan bir dizüstü bilgisayarın başında geçen uzun saatler vardır. Beklenen yatırımın gelmediği günler, yanlış alınmış kararların ağırlığı, belirsizlikle dolu yarınlar… İşte tam da bu anlarda girişimcilik bir fikirden çok, dayanıklılık sınavına dönüşür. Motivasyon, girişimci için lüks bir duygu değil; ayakta kalabilmenin temel yakıtıdır. Ancak motivasyonun sürekli yüksek kalması mümkün değildir. Bazen bir e-posta, bazen bir telefon görüşmesi, bazen de tek bir cümle insanın içindeki ateşi söndürebilir. Böyle zamanlarda asıl soru şudur: Bir girişimci, dış koşullar değişmese bile kendi iç dengesini nasıl yeniden kurar?
Bu yazı, “pozitif düşün” gibi yüzeysel tavsiyelerin ötesine geçiyor. Zor zamanlarda motivasyonun neden kaybolduğunu, girişimcilerin bunu nasıl fark ettiğini ve yeniden ayağa kalkmak için hangi içsel ve pratik yöntemlere başvurduklarını ele alıyor. Çünkü motivasyon, başkalarından ödünç alınan bir enerji değil; doğru şekilde beslendiğinde içeriden büyüyen bir güçtür.
Eğer sen de zaman zaman yorulduğunu, yalnız hissettiğini ya da “devam etmeli miyim?” sorusunu kendine sorduğunu fark ediyorsan, bu yazı tam da o durakta yazıldı.
Girişimcilikte motivasyon genellikle yanlış anlaşılır. Sanki sürekli yüksek enerjiyle uyanmak, her sabah yeni fikirlerle dolup taşmak gerekiyormuş gibi anlatılır. Oysa gerçekte motivasyon çoğu zaman sessizdir. Bazen yalnızca “bugün de bırakmadım” demektir. Ve bu da yeterlidir.
Bir girişimci, işini kurduğu ilk günkü heyecanla her sabah uyanmaz. Bazı günler uyanır ama kalkmak istemez. Bazı günler masasının başına oturur ama zihni orada değildir. İşte bu anlar, girişimciliğin en az konuşulan ama en gerçek yüzüdür.
Motivasyon kaybı çoğu zaman tek bir büyük olaydan değil, biriken küçük yüklerden gelir. Sürekli karar vermek zorunda olmak, net bir yol haritası olmadan ilerlemek, başkalarının senden emin olmasını beklerken senin bile bazen kendinden emin olamaman… Bunların her biri fark edilmeden zihinde yer kaplar.
Bir de görünmeyen baskılar vardır. Ailenin beklentisi, ekibin sorumluluğu, maddi gerçekler. Kimse yüksek sesle söylemez ama girişimcilik, zaman zaman insanın kendi omuzlarına koyduğu ağır bir sessizliktir.
Bu yüzden motivasyonun düşmesi bir zayıflık değil, doğal bir tepkidir. Aslında bedenin ve zihnin “bir dur, bir bak” deme şeklidir.
Motivasyon kaybolduğunda çoğu girişimci paniğe kapılır. “Bir şeyler yanlış gidiyor” hissi ağır basar. Oysa çoğu zaman gerçekten yanlış giden şey iş değil, yüklenme biçimidir.
Motivasyon düşüşü bazen şunu söyler: Çok fazla şeyi aynı anda yapmaya çalışıyorsun.
Bazen de şunu: Neden başladığını uzun süredir kendine sormuyorsun.
Bu sinyalleri bastırmak yerine dinlemek gerekir. Çünkü motivasyon geri gelmezse değil, hiç dinlenmezse kaybolur.
Motivasyonu dış faktörlere bağlamak tehlikelidir. Bir yatırım, bir övgü, bir başarı haberi… Bunlar kısa süreli yükseltir ama kalıcı değildir. Girişimciyi ayakta tutan şey, başkalarının tepkisi değil, kendiyle kurduğu bağdır.
Neden Başladığını Hatırlamak (Ama Romantik Değil)
“Hayalim vardı” cümlesi çoğu zaman gerçeği tam anlatmaz. Çoğu girişim bir hayalden değil, bir rahatsızlıktan doğar. Bir eksik, bir adaletsizlik, bir “neden böyle olmak zorunda?” sorusu…
Motivasyon düştüğünde, o ilk rahatsızlığı hatırlamak işe yarar. Çünkü orada hâlâ bir anlam vardır.
Girişimciler genelde büyük hedeflere odaklanır. Bu da ilerlemeyi görünmez kılar. Oysa bazen bir e-postanın yanıtlanması, bazen bir müşterinin “teşekkür ederim” demesi bile ilerlemedir.
Bunları fark etmek, motivasyonu yeniden icat etmek değil; zaten var olanı görmek demektir.
Motivasyon, sürekli coşku değildir. Bazen sadece devam edebilme gücüdür. Yorgunken de, isteksizken de ilerlemek mümkündür. Bunu kabul etmek, girişimcinin kendine yaptığı en büyük iyiliklerden biridir.
Motivasyon soyut bir kavram gibi anlatılsa da, onu ayakta tutan şeyler oldukça somuttur.
Her günü kazanmak zorunda değilsin; haftayı kazanman yeterli.
Her şeyi tek başına çözmek zorunda değilsin; bazen sadece paylaşmak yeterlidir.
Ve en önemlisi: Bedeni ihmal ettiğinde zihnin seni yarı yolda bırakır.
Basit ama düzenli alışkanlıklar, büyük motivasyon konuşmalarından çok daha etkilidir.
Başkalarının başarı hikâyeleri genellikle son sayfadan okunur. Oysa sen kendi hikâyeni ilk sayfalarından yaşıyorsundur. Bu kıyas adil değildir ama çok yaygındır.
Kıyas, motivasyonu aniden değil, yavaş yavaş tüketir. Fark etmeden özgüveni aşındırır. Bu yüzden bilinçli bir mesafe koymak, motivasyonu korumanın önemli bir parçasıdır.
Bu soru genelde fısıltıyla sorulur. Çünkü cevapları korkutucudur. Ama dürüst olmak gerekir: Her girişim devam etmek zorunda değildir. Bazen mola vermek, bazen yön değiştirmek, bazen de bırakmak en sağlıklı karardır.
Bu bir yenilgi değil, bir değerlendirmedir. Ve her değerlendirme, yeni bir başlangıcın kapısını aralayabilir.
Motivasyon gelip geçer. Ama senin işinle, kendinle ve beklentilerinle kurduğun ilişki kalır. Girişimcilik, bu ilişkiyi zaman zaman yeniden tanımlama cesaretidir.
Zor zamanlar geçer. Ama o zamanlarda kendinle nasıl konuştuğun, yolculuğun geri kalanını belirler.