
Elinizde bir fikir vardır. Belki bir sunum dosyasında, belki bir defterin arka sayfasında, belki de gecenin bir yarısı zihninize düşmüş yarım bir cümle halinde… Henüz ortada bir şirket yoktur, bir ofis yoktur, hatta çoğu zaman net bir yol haritası bile yoktur. Ama yine de insanın içini dürten o soru belirir: “Bu yaptığım şey gerçekten bir girişim mi?”
Çünkü her yeni iş, her ticari deneme ya da her cesur fikir otomatik olarak “girişim” adını almaz. Girişim, yalnızca başlamakla ilgili değildir; nasıl, neden ve hangi belirsizliğin içine adım atıldığıyla ilgilidir. Kimi işler güvenli bir zeminde, daha önce defalarca yürünmüş yolları takip eder. Kimi işler ise pusulası henüz tam ayarlanmamış bir yolculuğa benzer: Risk barındırır, şekil değiştirir, büyümeyi hedefler ve çoğu zaman net cevaplardan çok doğru sorularla ilerler.
Bu yüzden “Bir şeye ne zaman girişim denir?” sorusu, bir tanım arayışından çok bir eşik meselesidir. O eşik; fikrin niyetiyle, çözmeye çalıştığı problemle, belirsizliğe yaklaşımıyla ve geleceğe dair iddiasıyla çizilir. Bu yazıda, bir işi ya da fikri “girişim” yapan şeyin ne olduğunu; etiketlerden, moda kelimelerden ve ezber tanımlardan sıyrılarak ele alacağız. Çünkü girişim, çoğu zaman dışarıdan göründüğünden çok daha sessiz bir anda başlar.
Bir kapı açıldığında, içeride mutlaka yeni bir oda olacak diye bir kural yoktur. Çoğu zaman sadece daha önce defalarca girilmiş bir alanın ışığı yanar. Yeni bir iş kurmak, takvimde yeni bir başlangıç işaretlemek gibidir; ama girişim dediğimiz şey, takvimden çok pusulayla ilgilidir. Aynı ürünü, aynı yöntemle, aynı müşteriye sunmak mümkündür. Bu bir iştir, hatta iyi bir iş olabilir. Ama girişim dediğimiz yerde, “nasıl yapılır” sorusu kadar “başka türlü mümkün mü?” sorusu da dolaşır ortalıkta. Bu yüzden her yeni iş girişim değildir; bazıları yalnızca yeni bir tekrarın adıdır.
Bir fikir, zihinde belirdiği anda girişime dönüşmez. Onu dönüştüren şey, fikrin kendisi değil, niyetidir. “Bunu yapabilirim” noktasından “bunu neden kimse böyle yapmıyor?” noktasına geçildiğinde ilk kırılma yaşanır. Girişim, mevcut olanla yetinmeyen bir bakışın ürünüdür. Var olanı kopyalamaz; var olanın neden eksik olduğunu kurcalar. İşte o kurcalama anı, fikri girişime yaklaştıran ilk sessiz eştir.
Risk çoğu zaman yanlış anlaşılır; sanki yalnızca para kaybetme ihtimaliymiş gibi ele alınır. Oysa girişimdeki asıl risk, yanılıyor olma ihtimalidir. Yanlış problemi seçmek, yanlış varsayımlarla ilerlemek, yanlış bir ihtiyacı ciddiye almak… Eğer sonuç en baştan belliyse, eğer yolun sonunda neyle karşılaşılacağı üç aşağı beş yukarı tahmin edilebiliyorsa, orada girişimden çok planlı bir uygulama vardır. Girişim, belirsizlikle aynı masaya oturmayı kabul eder. Risk de tam olarak burada başlar.
İnovasyon denince akla çoğu zaman parlak ekranlar, karmaşık teknolojiler gelir. Oysa bazen en radikal yenilik, herkesin “böyle gelmiş” dediği bir alışkanlığa yeniden bakmaktır. Girişim olmak için icat yapmak gerekmez; ama alışılmış olanı sorgulamak gerekir. Aynı problemi daha sade, daha erişilebilir ya da daha insani bir şekilde ele almak da girişim ruhunun parçasıdır. Yenilik her zaman yüksek sesle gelmez; bazen fark edilmesi zaman alan küçük bir yön değişikliğidir.
Bir iş, sahibinin zamanı kadar büyüyorsa; o iş sahibinin omuzlarında taşınıyordur. Girişim ise, sahibinin yokluğunda da ayakta kalabilecek bir yapı hayal eder. Ölçeklenebilirlik tam olarak budur: Emeğin birebir artmadığı bir büyüme ihtimali. Bu yüzden girişimler, yalnızca bugünü değil, yarının çoğaltılabilirliğini de düşünür. Bir masa etrafında başlayan fikir, başka masalara taşınabiliyorsa, işte orada girişimden söz etmeye başlanır.
Bir girişimin var olması için mutlaka tabelası, vergi levhası ya da ofisi olması gerekmez. Bazen girişim, henüz kurulmamış ama kurulabilir olduğu kanıtlanmış bir fikirdir. Küçük denemeler, başarısız prototipler, yarım kalan testler… Bunların hepsi girişimin doğal dilidir. Girişim, tamamlanmış bir yapıdan çok; şekil almaya devam eden bir süreçtir. Henüz bitmemiş olması, onu eksik değil; canlı kılar
Bir noktadan sonra belirsizlik azalır, sorular yerini cevaplara bırakır. Artık öğrenmekten çok uygulamak gerekir. Bu kötü bir şey değildir; aksine çoğu girişimin ulaşmak istediği yerdir. Ancak tam da bu noktada, girişim kimliğinden işletme kimliğine geçilir. Risk yönetilebilir hale geldiğinde, büyüme tahmin edilebilir olduğunda ve sürprizler azaldığında, iş artık başka bir evreye girmiştir. Girişim olmak geçici bir haldir; ama etkisi kalıcı olabilir.
Girişim, kartvizite yazılan bir unvan değildir. Daha çok, sürekli yer değiştiren bir zihinsel konumdur. Bugün girişim olan şey, yarın sıradan bir iş olabilir; bugün sıradan görünen bir fikir, doğru sorularla yarın girişime dönüşebilir. Bu yüzden “girişim” bir sonuç değil, bir yolculuk biçimidir. Ne kadar sürdüğü değil, nasıl yaşandığı belirler onu. Ve çoğu zaman, girişim dediğimiz şey dışarıdan değil, içeriden başlar.
Girişimcilik, yalnızca fikirlerin değil; sabrın, sezginin ve doğru zamanda verilen kararların dünyasıdır. Bu dünyayı uzaktan izlemekle içinde yol almak arasında büyük bir fark vardır. Eğer belirsizliğin nasıl avantaja dönüştüğünü, bir fikrin hangi aşamada yatırıma hazır hale geldiğini ve girişimlerin hangi sinyallerle olgunlaştığını daha yakından anlamak istiyorsanız, yatırım rehberleri ve derinlikli analizlerle hazırladığımız içerikler için blog sayfamıza göz atabilirsiniz. Çünkü doğru bilgi, bu yolculukta en az sermaye kadar kıymetlidir.